| | Üretsiz Blog oluştur

ABD TERÖR DEVLETİ..

rütbesiz bALBAY..

aslında ''balbay'' konusunda yazı yazmayı düşünmüyordum
israil gizli servisi ile ortaya çıkan bağlantılarından sonra
onun aslında bir gazeteci olmadığını herkes anlamış oldu,
ergenekon'un 8.dalgasında bir kaç gün sorgulanıldıktan sonra
tahliye edilen balbay, adliye çıkışında ''basın kartım ile girdim''
gazateci kimliğim vardı yanımda diyordu balbay..

dün balbay bulunduğu cezaevi yönetiminden cezaevinde cumhuriyet
gazetesindeki köşesinde yazmaya devam etmek istediğini, bu konuda
kendisine kolaylık sağlanmasını talep edince konuşmadan duramazdık..!


2002 Ve 2005 arası sadece şener eruygur ile 14 defa karargah ve
resmi konumlarda görüşüp, zamanının çoğunu rütbelilerlerle geçirdiği
anlaşılan balbay'ın 30-ekim-1999 necdet timur ve doğu aktulga ile
genelkurmay karargahında başlayan resmi trafiği 1-mart-2004 eruygur ve
levent ersöz ile karargahta durum tespiti yaptığı anlaşılıyor,

leven ersöz'ün yaptığı kayıtlarda görüntülenen balbay o görüşmede
cumhuriyet gazetesi için komutandan 100 milyar para talebinde bulunuyordu..!

1999-2005 arası direkt ve dolaylı olarak en üst kademede yer alan
komutanlar ile 38 defa belgeli olarak görüşen balbay'ın
o dialoglarda en büyük problemi askeri devreye sokup otoritenin
tekrar kontrol altına alınması..!

16 eylül 2003 günü yapılan görüşmede,
ilhan selçuk be balbay şener eruygur ile görüşüyor,
eruygur aynen şöyle konuşuyor,,
''karşı tarafa malzeme vermemek için gerekirse aramızdaki ölüyü bile
aramıza sıkıştırıp bizimle ayaktaymış gibi göstermeliyiz'' diyor..

23 mart 2005,
mustafa balbay türk metal sendiaksının başındaki adaş'ı ile bir araya
geliyor ''ya iktidar ya darbe'' başka çözüm yok diyor iki kafadar,
cumhuriyet gazetesi ile her konuda mütabık olduklarını sendika
kasasındaki 80 trilyon paranın bu konuda emre amade olduğunu vurguluyor ''dandika'' başkanı..!

21 aralık 2003,,
balbay bu defa mehmet isimli üst düzey bir komutan ile durum tespiti
yapıyor ''önce genelkurmay başkanı özkök devre dışı bırakılacak sonucuna varılıyor..

24 mayıs 2003,,
genç subaylar tedirgin manşetinden bir gün sonra atilla ateş
ile telefon ile görüşüyor,

31 mayıs 2003 genç subaylar tedirgin başlığından dolayı
dönemin jandarma komutanı eruygur balbay'ı arayarak,
''görevinizi yaptınız'' diye teşekkür ediyor...

bu baş dondürücü trafikte şoför koltuğunda yer alan
balbay'a kim gazeteci diyebilir..!

gazetecilik mesleği sürecince daha çok kelime oyunları ile dikkati
çeken balbay'a onun tarzı ile karşılık versek fena olmaz,,
''rütbesiz bALBAY'' emekli bir general olan veli küçüğün komutanları
tarafından anımsanmadığını varsayarsak komutanlar tarafından bu kadar
tanınan bilinen balbay'a bu rütbe az bile gelir..! (rotinda23)

(not: kaynak balbay'ın bilgiyarından çıkan notlardır)

ERGENEKON NEDEN DALGA DALGA...!

2.iddianamesi bir kaç gün önce tamamlanan ergenekon soruşturması
kapsamında 9 dalga ve bir kaç münferit küçük dalga yaşadı kamuoyu,,
her dalga'da toplum farklı reaksiyonlar göstermiş, en büyük
şaşkınlık tolon ve eruygur'un gözaltına alındığı dalga'da yaşanmıştı..

eski mgk genel sekreteri tuncer kılınç'ın dahil olduğu dalga'da ergenekon
savcılarının ne kadar cesaretli oldukları anlaşılmış,
kanadoğlu'na sıçrayan o dalga ergenekon'un en önemli dalgası olarak kabul edilebilir,
bütün dalgalarda görünen şüphelilerin avukatları aranma olayı,
kanadoğlu'nun evinin arandığı sırada avukatların olay mahalline gelmesi
ile farklı bir şekilde tezahür etti..

gölbaşı ve yenikentte bulunan mühimmat,
ergenekon'un toplumun en büyük problemi olduğunu inanmayanların bile
inanması için yeterli oldu kanaatindeyim, devamında yurdun farklı şehirlerinde
aynı menşee ait mühimmatların bulunması durumun vehametini anlamamız için yeterli oldu..
ergenekon'a tertip diyenler ile terör diyenler aynı fikirde buluşmuş,
toplumsal mutbakata yakın bir noktada buluşmuştu 70 milyon..

ergenekon geçmişte farklı kimlikler ile toplumda infial uyandıracak,
toplumu kaos'a sevkedecek bir çok olay gerçekleştirmiş, bunlar farklı örgütler,
farklı kişiler, farklı kisveler altında gerçekleştirilmiş ülke yıllarca
terörle yatıp terörle kalkan bir toplum hüviyetine bürünmüştür,
sağ sol olayları ile 12 eylül meşru hudutlar'a oturtulmuş,
yassıda antidemokratik mahkemeleri daha akıllardan silinmeden,
ülke anayasası 12 eylül darbesinden sonra değişiyor karanlık ve uzun bir
yoculuk başlıyordu kalınmakta olan türkiye için..

3.dünya ülkeleri kapsamından bir türlü çıkamıyordu türkiye,
siyasetçisi dönek, politikacısı yalancı, üçkağıtçı imajı oluşturmuş
halkının gözünde..!
kurtarıcı ve üstün yetenekli asker olmuş her zaman toplumun gözünde,
politikacılar pisler asker hep temizler profili oluşturulmuş asker'in tartışılmaz hegamonyası
hakim olmuş, askerlerin dediği dedik çaldığı düdük toplumu hizaya getirmeye yeterli olmuştur,
yıllarca halkın seçtiği siyasiler askere saygı ve esas duruş'ta kusur etmemiştir..!

toplumsal temizliğin panzehiri ordu her türlü tehlike'yi bertaraf etsede bir avuç
hain ile 30 yıl boyunca amansız mücadele sonucu terör geniş kitlelere yayılmış,
toplumda sempatizanların sayısı artmış militan ve milis desteği azalacağına artarak devam etmiştir,

2.iddianamede daha çok ergenekon'un en önemli ayağı olan asker ayağı vardır,
bülent arınç'ın dediği gibi askerlikten başka her şey'i yapan askerlerin içinde olduğu
bir iddianame..!
terör'le mücadele ettikleri güneydoğuda 18.000 faili meçhul ile terörü bu günlere
taşıyanların içinde olduğu bir iddianame..!
tolon ve eruygur'un 1000 yılın üstünde ceza istemi ile yargılandıkları bir iddianame..!
ayışığı ve sarıkız darbesini tertip eden rütbeli ''kızların'' içinde olduğu bir iddianame..!

ergenekon neden dalga dalga olduğu sorusu üzerine yazıldı bu yazı,

''bir gün kalktığınızda''

ne kadar ulusalcı ne kadar sözde vatansever var ise hepsinin gözaltına alındığını çaresizce seyrediyor
içlerinde 15 paşa ve üst düzey komutan mevcut, 300'e yakın muvazzaf subay ve laikliği savunan ne kadar gazeteci var
sayısı bilinmiyor, bunların içine ne kadar irtica karşıtı akademisyen varsa dahil edilmiş,
toplumsal reaksiyonların laiklik yönünde belirleyici klavuzu kanadoğlu bile var gözaltına alınanlar arasında..!
iktidar karşıtı 4 tv patronu, hepside laikliği en önde savunan biri parti lideri..!

özetle cumhuriyet mitingelrinde arkasına ''safları'' toplayıp ön saflarda ne kadar ''sap'' varsa hepsi
bir dalga'da göz altına alınmış..!

'''bunun karşı devrim olmadığını kim savunabilir'''

dalga dalga ergenekon'u bile içine sinriremeyenlerin tek dalga'yı hazmetmeleri söz konusu olabilirmiydi..?
ergenekon'un temelinde tsk'yı yıpratmak olduğunu savunan genç subayları kim zaptedebilirdi..?

adını cumhuriyetten alan gazetenin ve cumhuriyet ile yaşıt gazetenin imtiyaz sahiplerinin göz altına alınması sonucu
bu medya guruplarının toplumu farklı reaksiyonlar sevketmelerini kim engelleyebilirdi..?

ergenekon opersayonu tek dalga olsaydı türkiye ergenekon'un altında kalırdı..!
şimdi ergenekon'un yaşadığı sağlık sorunlarını bütün ülke insanı yaşıyor olurdu..

parçala böl yut taktiği ergenekon için kaçınılmaz bir taktikti.. (rotinda23

SONUNDA BUDA OLDU...

edirnede tarlada bulunduğunda bayağı bi şaşırmıştık,
gölbaşında otoban kenarında kazı sonucu bulununca biraz ürpermiştik,
ankara yenikentte kazı sonucu bulunuca hem şaşırmış hem tedirgin olmuştuk..!
aksarayda ergenekon adlı binanın önüne bırakılınca mesaj alımıştık,

suları çekilen çubuk barajının derinliklerine geçen yıl bolca mühimmat bulunduğunda,
bilgi birikim olarak üst düzey bir arkadaşım bunlar yıpratma amaçlı kurgular demişti..!

eskişehirde annesinin evinde mühimmat bulunan fikret emek,
ümraniyede gecekondunun çatısında 28 el bombası bulunan oktay yıldırım umarım daha akıllarda,
yarbay dönmezin dağ evinde bulunan mühimmat daha hafızalardan silinmeden,
yurdun 4 bir tarafında terkedilmiş bir sürü mühimmat bulunmuş bunlar pekte abartılmadan geçiştirilmişti..!

iki gün önce ceyhanın derinliklerinde bir vatandaşın oltasına takılan poşette,
2 el bombası, 1 sis bombası, 1 tabanca bulununca,
balıklarında ergenekona karıştığını anlamış olduk,
bu olayı elbette kimse üstelenmeyecektir, mühimmatın ait olduğu kurum
yine sessizliğini koruyacak olay unutulup gidecek..

perinçekin bilgisayarında gizli belgeler çıktığında vavvvv demiş,
sauna çetesinde mgk gizli ibareli belgeleri çıktığında yuhhhh demiş,
atabeylerde her türlü gizli belge çıktığında çüşşşş demiş,
mustafa balbayın çalıştığı israil gizli servisi mossada o kurumdan
servis ettiği stratejik belgeleri görünce ohaaa demekten geri kalmadık,

balbayın levent ersöz tarafından karargahta kaydedilmiş görüntüleri hatırlatmak bizden
gerisini idrak etmek sizden..!

meğer terörle mücadele etmesi gereken o kurum yıllarca doktorculuk oynamış,
figüran olarak kullanılan evlatlarımız orada burada denek olarak şehid olmuşlar..!

terörle mücadele için doğu ve güneydoğuya sevkedilen mühimmat orda burda bırakılmış halde çıkarsa bu hangi anlama gelir..?? (rotinda23)

28 ŞUBATTA EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜRLER..

şimdilerde uyuşturcu hap imalatı ve satışı ile yargılanan
ali kalkancı o günlerde medya'nın donattığı bir tarikat şeyh'i idi..

14 yaşındaki kız'ı taciz ve tecavüzden yargılanan üzmez sıkı şeriatçı,
fadime ve müslüm aşkının yer tedarkçisi velojistik destekçisi idi..

gata'da numaradan yatıp adaletin pençesinden kaçışan paşalardan biri olan
şener eruygur o günlerde ''bçg''nin başında idi..

yeni yeni ortaya çıkan ses kayıtlarından birinde mesut yılmaz'a altın tepsi
içinde iktidar verdiklerini itiraf eden karadayı o süreçte genel kurmay başkanı
gibi gözüksede ülkenin cumhurbaşkanı gibi idi..

şimdi vatan gazetesinin başında olan zafer mutlu o zaman dinç bilginin gazetesi
olan sabah'ın genel yayın yönetmeni idi, zafer mutlu bir süre önce mehmet sevigen'i
tehdit ederek 220 dönümlük arsayı alamadığı için sevigen'in ipini çekmişti..

bu gün yandaş medya tarafına geçen sabah gazetesi o günlerde 28 şubatın
en büyük aktörlerindendi, müslüm fadime baskını atv kameraları 15 dakika
geciktiği için ertelenmiş üst üst yakalnması amaçlanan aşıklar,
bornoz'lu yakalnmışlardı..

şimdilerde kendisine kesilen ve seçim harcamaları olarak zenginden alınıp
fakire verilen 870 trilyonluk cezayı savunan gazetenin patronu,
''ÜZÜLEREK'' sincanda tank sesleri diye manşet attırıyor,
gönderttiği refahyol iktidarından sonra, mesut ve berna hanım ile
aynı masada oturup şıkıdım şıkıdım oynuyordu oturduğu yerden..!

şimdi o süreçte kullanıldıklarını birinci ağızdan itiraf eden
gazeteci can ataklı ve ergenekon tutuklusu tuncay özkan sabah gazetesinin
önemli köşe yazarları idi, kendilerine ne emredildi ise onu yazarak
dönemin rütbesiz askerleri olarak akıllarda yer aldılar..

mhp'den vekil olan o dönemim içişleri bakanı akşener bir komutan tarafından
genelkurmay önünde yağlı kazığa oturtulmak ile tehdit ediliyordu, encümeni daniş'in tavsiye
kararları mgk'da dayatılıyor, asık suratlı komutanların telkinleri yasa haline geliyordu..

öğrenciler rektörler yürüyor mevcut iktidarın gitmesini istiyırlardı 28 şubat sürecinden önce,
abd'den gaztelerinin manşetlerin attıran zafer mutlu sabah'ın ertuğrul özkök hürriyet'in
gemi kaptankarı idi, köşe yazarı arkadaşları birand, ılıcak, mehmet ve ahmet altan'a, çandar'a işte hainlerin
listesi diyerek ''bok'' atan oktay ekşi o dönemler baş yazar gözüksede boş yazardı..!

şimdilerde ergekon'u tartışanlara ve bu kadar farklı kesim nasıl bir arada düşünülür diyenlere ,
28 şubat sürecine bir bakınız, ergekon'da gazete patronu var ordada var, paşa var orda'da var,
öğretim görevlileri var ordada var vs vs kaos süreçlerinde aktörler'in isimleri değişsede
işlevleri değişmiyor..

bütün darbe süreçlerine bir bakınız hürriyet ve cumhuriyet gazatelerini o günlerden
1 hafta önceki manşetlerine ve toplumda'ki farklı reaksiyonlara bir bakınız..!

28 şubat'tan soraki sürece bakılırsa postmodern darbe'de emeği genelerin yargılanmaları
bir taraf'a mükafatlanmaları gerekmezmi..!

postmodren darbe ülkenin saftrik insanlarını uyandırmış, ''ülker'' ürünlerini tüketmeyen
kurum ile o kurumu parmağında oynatan medya patronlarının gerçek yüzleri görülmüştü,
28 şubat'ın küllerinden yaratılanlar, ergenekon sürecini başlatmış darbelerin hesabını
farklı bir tarzda sormuşlardı..

o süreçten sonra holdinglerinin başına  bilgi birikimli ''paşaları''
''maşa'' olarak getirenlarin kendilerine verilen bankaların içlerin boşaltmaları,
ve hortumladıklarını birer bire geri alınması (atv sabah, star gazatesi star tv shov tv)
bunların el değiştirmesi..

28 şubat'ta emeği geçenlere bu gün gelinen noktada bir teşekkür etmemek mümkün değil,
bizi darbelerden kurtaran postmodern darbenin en büyük mimarları,
aydın doğan ve ismail hakkı karadayı'nın hakkını ve emeğini göz ardı etmemeliyiz,

ne 28 şuBATTI..! o sürecin bankaları battı, siyasetçileri bitti, askerleri tek tek paket yapıldı,
gastecileri işsiz kaldı, müslüm fadimesinden oldu, üzmez'in şeriatçı kisvesi düştü,
kalkancının dükçülüğü anlaşıldı,

takke düştü 28 şubat gözüktü..!

kanal d'nin enkermeni birand o dönemde andıç listesinin en baş'ında idi,
bu günlerde gönüllü avuaktlık yapanlar o sıralar avukat olsalarda pek çıt çıkartmıyorlardı,

28 şubattan sonra çok şey değişti,
bir tek şey değişmedi..! muhalefet olan chp'nin konumu ve lideri,,,,

şimdilerde iktidar olan akp o zaman ortalarda yoktu bile..!

teşekkürler çevik bir, teşekkürler ali kalkancı, teşekkürler fadime şahin, teşekkürler tuncer kılınç,
teşekkürler tuncay özkan, teşekkürler sisi, teşekkürler necmettin erbakan, teşekkürler kemal gürüz,
teşekkürler zafer mutlu, teşekkürler sincan'daki yürüyen tank'ları astsubay sürcüleri,
teşekkürler kudüs gecesini düzenleyen bekir bey,

askerlerin yönettiği siyasetçileri, askerleri yargılayan siyasetçiler ile değiştirdiniz,
iktidarların muktedir olamadığını anladı ülkenin demokrasi ile yönetildiğine inanan halkı..!

aşk, ihtiras, iktidar, para,  hatta bundan daha fazlası vardı 28 şubatta..!


siz bu ülkeye belki farkında olmadan büyük hizmetler ettiniz..(rotinda23)

MAĞDURLARIN SAVAŞI...

anayasa mahkememesinin yargıladığı iki partinin mücadelesi
doğrusu nefesleri kesecek cinsten, ikiside kendilerince ''mağdur''
olarak meydanlara çıkmayı biraz daha benimsiyorlar gibi..!
türk milleti mağdur'u benimser kollar ve yanında yer alır düşüncesi
ile mağdurluğu kullanarak 29 mart yerel seçimlerinde mağdur olmanın
hasatının peşindedirler..

dün iktidar partisinin lideri ve başbakan'ın diyarbakır ziyareti birazda
basın'ın topluma verdiği yanlış bilgiler sayesinde sanki çok zor geçecek
bir ziyaret olarak algılanıyordu, sanki oralara gidilmesi gelinmesi zorlaşıyor
gibi bir imaj yaratılmaya çalışılıyor kasten..

geçmiş bütün seçimlerde sonuçlara bakıldığında bir sistem partisi
etnik siyaseti benimseyen bir partinin varlığına rağmen diyarbakırda yüzde
50 oy almış, türkiyenin genelinde her iki kişiden birinin oy'unu alması
diyarbakırda'da aynı şekilde benimsenmesi bölge insanınında sandığa
memnuniyetini yansıtmıştı son genel seçimde..

bölgede yasadışı pkk örgütünün tehditleri ile halkı sindirmeye çalışan
bir siyasi partinin tek rakibi iktidardaki parti gibi gözüküyor,
diğer partilerin seçim bürolarının bile açılmaması seçim heyecanı içinde
olamamaları, doğu ve güneydoğu'da seçim'in biri laikliğini odağı
diğeri bölücü faaliyelerin odağı olduğu için yargılanan iki parti'nin
arasında geçeceğini gösteriyor..

geçmiş yıllarda pkk'nın dtp'yi yönlendirdiği düşünülürse, son zamanlarda
dtp'nin pkk'yı yönlendirmesi yaklaşan seçimde pkk'nın sağlayacağı destek
ve halkın pkk'nın tehditleri ile dtp'yi tercih edeceğini düşünmeleri,
daha önce kendilerinin yönettiği belediyelerde pek başarılı olamamaları,
seçim sürecini dahada gerginleştiren etkenlerin fazlalığı yaklaşan nevroz
şimdiden seçim'in tek kurtuluşu olarak gözüküyor dtp için,
o kutlamalara ''kan'' karıştırarak bir hafta sonraki seçime mağdur girmeyi
hedefleyen bir parti..!
hiç bir planı projesi olmayan dtp'li adayların bu tür yapay plan ve projeler
ile halkın oy'unu almayı düşünmeleri ''harp'te hile mübahtır'' düsturunu
benimsercesine hareket etmeleri olarak düşünülebilir..

rakiplerinin bölgede iktidar'ın bütün nimetlerini kullanarak sürdürdüğü
seçim savaş'ını çaresizce seyreden dtp'lilerin sonlarının yakşaştığını kendilerine
verilen emanetlerin ellerinden alınacağını düşünmesi kendilerince dayanılmaz gibi geliyor..

diğer bölgelerde ve şehirlerde durum farklı gibi gözükmüyor..

ankara'da melih gökçeğ'in karşısında mansur yavaş'a destek verip
düşmanımın düşmanı dostumdur dercesine mücadele eden bir hafta önce akp'li
olan turgut altınık'un mücadelesi ankara'daki seçim'in farklı savaş stratejilerine sahne
olacağını gösteriyor..

kendilerine imar rantları konusunda defans yapan topbaş'a karşı aday gösterilmesi için
her şeyi yaptıkları ve dosya belge desteğinde bulundukları kılıdaroğluna ölümüne destek
veren bir kesimin aldığı tarihi naylon fatura cezası bile seçim savaş'ının tansiyonunu düşürmüş değil,
hürriyet gezetelerinde bir köşe yazarı ''sıra bize geldi'' diyordu patronuna
kesilen ceza için..! daha bu güzel günler bundan daha beteri olacak benden söylemesi..
ilk mitinginde baykal'ın doğan gurubuna kesilen cezayı savunması birlikteliklerin boyutunu gösterir nitelikteydi..

başbakan'ın 12 şehri geride bıraktığı gün ilk mitingini ''01'' adana'da başlayan deniz baykal'ın
elindeki deniz fener'i dosyasından başka planı olmadığını gösteriyordu, tarihte bir ilk
oluyordu bir dosya ile seçim mitinglerine başlamak, ekliyordu 30 yıldır bu meydanlardayım diye baykal,
neden 30 yıldır meydanlardan iktidara yürüyemediği anlaşılıyordu..!

urfa'da eski akp'li fakıbaba akp mağduru olarak saadet saflarında seçim savaşı veriyor,
adana'da eski akp'li aytaç durak, dur durak demeden mhp saflarında seçim savaşı veriyor,
elazığ'da selmanoğlu ağar'ın kendini getirdiği konumdan bir manevra ile geçtiği akp saflarında seçim savaş'ı veriyor..

madurların savaşı devam ediyor, ''mağrur'' olacakları 1 nisan yaklaştıkça hırs ve hilelerin had safhaya
çıkacağı bir seçim mücadelesine ''kan'' karışmasında ne olursa olsun...

seçim sürecinde güneydoğu ve özellikle van'da kritik günler bizleri bekliyor tek temennimiz
hainlerin emellerine ulaşamadan bu sürecin tamamlanmasıdır,

özetle..
bu savaş'tan kimin galip çıkacağı aşağı yukarı belli, halk galip çıkacak,
halkın iradasi galip çıkacak, açılımında halk sözcüğü olupta bu güne kadar
halk için bir ''halt'' yapmayanların kaybedip, siyasetin ciddi ve halk için yapılması gerektiğini
kurtarıcı olarak ellerinde salladıları bir dosya ile seçim kazanılamayacağını
belkide battıkları o ''denizin'' derinliklerinde anlayacaklar..

sevigenlerin, dengirlerin, dişlilerin kaybettiği bu süreçte,
kara kömürler, beyaz eşya'lar alışveriş çekLeri bile yoksulluk sınırındaki halk için birer kazanımdır,
halk mağdurların mağrur olma savaşında ayaklar altında ezilmiyor bu defa..(rotinda23)

ASKERE TESKERE..

Ortaya çıkan eruygur'un eşine ait ses kaydı gösteriyorki,
eruygur turp gibi sağlam ve baştan itibaren sapasağlammış..

kocaeli garnizon komutanının ziyaret ettiği eruygur için
organize edilen taHÜLLEiye süreci iyi işlemiş paşa soluğu
gata'da alıvermişti...

bu süreç eruygur ile başlamış tolon ve ersöz ile devam etmişti,
eruygur'un eşinin kasetteki ses kaydından anlaşılacağı gibi,
kadıncağız bizden olan mahkemeler ve barolar diyor samimi ifade ve duygularla..

100 bini aşkın mahkumu olan ülkemizde her iki mahkumdan birinde
postat sıkıntısı vardır, tutuklu olup kortizon tedaviler gören,
siroz ve kanserle mücadele eden binlerce tutuklu var hapishanelerde,

yine aynı dava kapsamında tutuklanıp daha yargılanmadan kansere
yenik düşüp, tahliye edildikten 5 gün sonra ölen kuddusi okkır'ın
tek eksiği rütbeli olmayışımıydı acaba..?

tutuklandıktan sonra tutukluluk halleririnin çoğu ''ambulanslarda''
geçen emekli askerlerin ambulans seyahatleri ''gata'da'' noktalanıyor,
ortaya çıkan kasette tabip albay komutanı hemen şimdide taburcu edebiliriz
diyor, komutanın eşi yok yok kalsın mahkemeler bi sonuçlansın diyor..!

yani sizin anlacağınız, silivrideki yargılama süreci ile eşdeğer bir
tedavi süreci olacak paşalarımız belki yıllarca tedavi olacaklar,
koca koca paşalar koca koca yalandan hastalıklar,

bizden olmayan barolar, bizden olmayan mahkmeler,,

bir süre önce komuta kademesinde ''turp'' gibi olanlar
emekli olur olmaz konferanstan konferansa koşuşturmakla
kalmayıp cumhuriyet mitinglerinde en önde saf tutan paşalar
tutuklanınca sağlıkları bozuldu..!

kimse onların yargılanmalarına yada hileli teskerelerine ses
çıkartmıyor, bu kimseye bir şeyde kazandırmaz onlara farklı imtiyazlar
tanınmasıdır hepimizin içine sindiremediği..

paşa paşa suç işledilerse paşa paşa cezalarını çekmelidirler,
hasta numarası ile sağa sola kaçışmak o rütbelere kadar çıkmış
kişilere yakışsada rütbelere hiç yakışmıyor, zaten o rütbelerde o kişilere
hiç yakışmıyordu bir zamanlar..

gazeteci nuray başaran'ı sorgulayan 2.500 kişiyi dinlemekle kalmayıp
komutanlarını bile yasadışı dinleten levent ersöz'ü savunanlar
arasında ersöz'ün sorgu odasından yolu geçen mustafa balbay'da var,

ne diyelim deve'ye diken yaranıyor..!

ergenekon git gide susurluğa benzemeye başladı,
yüzümüze gözümüze bulaştırmadan bitirdiğimiz bir şay varmıdır bu ülkede..?
ergenekon mahkmelerde başladı, ambulanslarda devam edip hastahanelerde sonuçlandı,
asker'i ayıklayıp bu süreci devam ettirdiğinizde nemi olacak..?

hileli tahliyeler yalandan hastalıklarla aptal yerine konulan 70 milyon insan,
seçtiği siyasetçilerin çaresizce başkalarının tahakkümü ile ülke yönetmesini seyredecek..

ne üdüğü bellisiz encümen'i daniş kararları  ve tavsileri ile yaşamaya devam edeceğiz,
bu süreç kıvrıkoğlu'na ilişmeden başarılı olmuş sayılamaz..

emredilenin yargılandığı, emredenin sorgulanmadığı bir süreçte neyi tartışabiliriz..

ortaya çıkan ses kayıtları tutuklu veli küçük'ün kendisine ''o adam'' diyen
encümen'i daniş üyesi komutanlarına
cevaplarıdır ince ince mesajlarırdır, tutuklu birinin bile çok şey yapabildiği aşikar,
aranıpta bulunamayan susurluğun efsane çantası sami hoştan'ın bir işareti ile
silivrideki mahkameye getirtildi..

ne diyelim seyrettiğimiz tren'den inenin haddi var hesabı yok,
veli paşa'da yakında inecek o trenden..!

tren yoluna bir ayağı topal perinçek ile devam edecek..
bu adamı günah keçisi yaptınız ya helal olsun..

ses çıkartmadan tren'i seyretmeye devam edin, ses çıkartanlar ses bombaları
ile uyarılıp tehdit ediliyorlar,
tahliyelerin hileli olduğunu ispat ve tespit edenler soruşturulup
sürgün edliyorlar benden söylemesi..(rotinda23)

EL İNSAF..

SEÇİM DOLAPLARI..!

1973 yılınının ağustos ayında tunceli/çemişgezek'te dünyaya
geldiğim gün dönemin tunceli valisi kenan aral köyümüze gelmiş..!

ismimi tunceli valisinden almışım..

son günlerde yapılan yardımlardan dolayı gündeme gelen tunceli valisi olunca,
MUSTAFA YAMAN'a bir paragraf açmadan geçemeyeceğim,
geçen yıl yaz aylarında köyümüze gitmiştim ilk öğretim okulunda
çocukların okul paydosu saatinde öğrencilerin tek tip çantaları dikkatimi çekmiş,
merakımdan sormuştum,
aldığım bilgi şuydu, tunceli valisi ilçenin bütün okullarına eğitim gereçleri
konusunda destek vermiş, bütün ilk öğretim öğrencilerine giyecek ve ayakkabının
yanı sıra çanta vermiş..

o kadar mutlu oldumki, ilkokula gittiğim günlere gittim o an,
her gün okula bir odun götürüyorduk okulumuz sıcak olsun diye,
okumak çok zordu maddi imkansızlıklar hayatım boyunca aklımdan çıkmıyor,
bir kuru boya parası için abilerimin bana 3 varil su taşıttığını hiç unutmuyorum:)

o günler bu günler arasında uçurum var yaşayan biri olarak bakıldığında..

tunceli doğunun bazı hususları ile özel bir şehridir..

geçmişte yaşanan tatsız olaylardan dolayı halkın bir kesimi devlete antipati duyuyor,
son yıllarda devletin oradaki temsilcilerinin yanlış tutum ve davranışları,
halk ile devleti pekiştirmek yerine uzaklaştırmış araya mesafe koymuştur..

bölge halkının gözündeki devlet, her gün yol kontrolü yapan uzman çavuş,
halk devleti bölgesine gelen temsilcileri ile özdeşletirir, ahan devlet budur der..

bir zamanlar sürgün yeri olarak tercih edilirdi o şehir ve ilçeleri,
sürgün olarak giden devletin temsilcilerini varın siz düşünün, onlarda halkı sürüm sürüm süründürmekten imtina etmezlerdi..

şimdi devlet oraya yolladığı temsilcilerini daha iyi etüd edip yolluyor,
diyarbakır valisi bir toplantıda halkın bazen kendisini cep'ten ödemeli aradığını
söyleyince şaşırmıştım..

şu an tunceli bağımsız milletvekili olan KAMER GENÇ bir dialog esnasında
tunceli valisinin odasında emniyyet müdürünün yanlarında olduğu bir anda,
mahmut yıldırım (yeşil) tarafından tehdit edildiğini bizzat söylemişti..

doğu ve güneydoğu illerinde son yıllarda devletin temsilcileri devletin ''şevkat'' elininde
olduğunu millete gösterdi..
millet devletine güven duymaya başladı, devlet temsilcileri tarafından doğru temsil edildi..

şimdi tunceli ve ilçelerinde fakir ailelere bazı yardımlar yapılıyor,
bizim köyümüzde hala çamaşırını köy'ün deresine götürüp yıkayanlar var,
siz o bölgede son yıllarda devletin üstüne düşeni yapmasına ne dersniz deyin,

o bölgede otorite sağlandı ve terör nerede ise bitti,
yoksa siz batıdan giden fidanların oralarda devrilip geldiği günlerimi özlüyorsunuz.
3 yıldır tunceli halkını çok iyi anlayan ve yöre halkı tarafından sevilen
vali'yi seçim dolapları içinde harcamayın, el insaf el insaf.. (rotinda23)

CHP'NİN ÇARŞAF HÜSRANI..

tak CHkart..!

Bundan 3 ay önce şaşalı bir törenle başlamış yaklaşık
7.000 kişinin katılımı ile büyük bir ses getirmiş,
medya çarşaf çarşaf haber yapmıştı CHP'nin çarşaf açılımını..

türban'a karşı olan bir partinin çarşaf açılımı doğal
olarak toplumu şaşırtmış, farklı farklı yorumlar yapılmıştı.
kimi seçim manevrası diyor, kimi CHP geçte olsa gerçeği anladı diyordu,
müslüman mahallesinde salyangoz satılmıyormuş demekki..

istanbul'un eyüp semtinde CHP 7.000 kişiyi saflarına katmış
saf'lığı ile bu açılıma destek veren monşer köşe yazarları bile oldular.
chp'nin dokusuna ters bu duruma delikanlı gibi bir tek NUR SERTER sert
yapmış içime sindiremiyorum diyordu,
bayram tatilini memleketi antalya'da geçiren BAYKAL'ın antalya sokaklarında
chp'li kadınlar tarafından yol'u kesililiyor BAYKAL'a etmedik hakaret bırakmıyorlardı..

çarşaf açılımı 3 ay sürdü, kedi ile çuvalda yolculuk olmayacağını anlayan taraflar
dün baykalsız bir törenler rozetlerin çıkartıverdiler,
gürültülü bir törenle takılan rozetler chp'yi kendi emellerine alet eden bir
işgüzarın MEHMET SEVİGEN hakkındaki ciddi ithamlarının yer aldığı sessiz ama
kalabalık bir tören ile rozetler tek tek çıkartılıp masaya bırakıldı..

ben tarih'e geçen o rozetlerden takmak için değil, hatıra olarak
saklamak için birini edinmek isterdim doğrusu, neyin hatırası olacak..?
CHP misyonunun bittiğinin hatırası..!

yaklaşan yerel seçimde 3-5 oy alabilmek için yapılan bu manevra,
ters tepmiş, evdeki hesap sandığa ulaşmadan altüst olmuştu..
CHP yeni kitleler'den oy alabilmek adına partisinin kemikleşen
kitlelerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı,
''izmit belediye başkan adayı sirmen her mahalleye kuran kursu
açacağım derken kendini izmit valisi olacağınımı düşünüyordu,
tabii o beyanatın verildiğinden 2 gün sonra patlak verdi
türban kapanımı..!
sirmen'in önceki dönemlerde 3 milyar dolara yaptırdığı sulama
barajı izmit'e pahalıya mal olsada izmit halkı o barajdan daha bir
damla su edinmiş değil, kuran kurslarıda öğrencisiz açılır ve kapanırsa
şaşırmayız, CHP'nin sağı solu belli olmaz..

meclisteki mescid'in kapatılması için önerge veren partinin,
kuran kursu açma vaadi ne kadar ciddiye alınabilir siz taktir edin.
rozetlerin akibeti gibi olur, tak çıkart, aç kapat kursları..
2006 yılında meclis mescidine ayakkabıları ile girip,
çıkışında bende kilise isterim diyen canan arıtman'ı ve ona
çıt çıkartmayan diğer partilileri anımsatmak isterim.. (rotinda23)

GEMİYİ KURTARDIK..

Mehmet ağar ve erken mumcu cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda
meclise girmemelerini ''memleketi darbeden kurtardık'' diye özetlemişler..

28 şubata kolaylık sağlayan süleyman demirel ise ben o süreçte
ülkeyi sıcak bir darbeden kurtardım, aksi halde tam anlamı ile darbe olacaktı demiş..

'''kadının biri kendi başına bir gemi ile uzun bir tur'a çıkar,
bir süre sonra geminin kaptanı kadın'a sarkamaya başlar,
kadın o gün günlüğüne, kaptan bana uygunzu tekliflerde bulundu diye yazar,
bir süre sonra kaptan doz'u arttırır, kadın günlüğüne kaptanlarının sapıklığını yazar..
kaptan bir gün kadını kendi isteklerine karşılık vermez ise gemiyi batırmakla tehdit eder,
kadın günlüğe şöyle yazar ''gemiyi kurtardık..!

yurdun farklı farklı yerlerine ''ağar, mumcu ve demirel heykelleri dikelim''
baksanıza memleketi nelerden kurtarmış neleri feda etmişler..! (rotinda23)

'''367''''

367'nin mucitleri, yüzde 47'nin mimarları...

bir mülakatında dönemin başbakanı ecevit'in yardımcısı hüsamettin özkan
şöyle diyor..
''biz ahmet necdet sezer'i tanımıyorduk bize bir tavsiye kararı
geldi, bir gün sonra baktımki koalisyonun 3 ortak partisine aynı karar
gitmiş ve onlarda sezer'in cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etmişler..!

bir gün önce kimseciklerin tanımadığı sezer bir gün sonra encümen-i daniş'in
önerisi ile cumhurbaşkanı aday'ı oluvermişti, karşısına sadi somuncuoğlu çıkmış
oda partisinin diğer mensupları tarafından tartaklanmıştı...

10.cumhurbaşkanımız tomabaladan böyle çıkmıştı..!!!!

11.cumhurbaşkanı önemli bir kavşaktan geçiriyordu ülke'yi..

son günlerde ortaya çıkan encümen-i daniş üyesi kıvrıkoğlunun ses kaydı
nasıl mumcu ve ağar'ı bertaraf ettiğini anlatması, bu süreçte hukukçular ile
sık sık görüşmesi bunların başında sabih kanadoğlu geliyor,

sonunda anamuhalefet partisi meclis'e girmemiş, diğer iki minik muhalif
parti, bunlar iktidardan ayrılmış vekillerden oluşan partiler olmasına karşın cumhurbaşkanlığı
seçimi için meclise girmemişlerdi..
arka planını bu günlerde öğrendiğimiz o hızlı diplomasi trafiği başarılı olmuş
nur topu gibi ''367'' krizi o günlerde dünayaya gelmişti..!!

*silivride doğu perinçek'in dediği gibi o süreçte 367 krizi ve muhtıradan sonra
ahmet necdet sezer hükümeti istifaya zorlasa hiçbirimiz burada olmazdık itirafı,

*veli küçük'ün biz bunları bitirmez ve önlerini kezmezsek bunlar bizi bitirir tespiti,

*süleyman demirelin sağ'ın prenslerini birer birer çağırıp ikna edip
sol ittifaktan aday olmalarını sağlaması (ilhan kesici,yaşar okuyan, lütfullah kayalar)

*cumhuriyet mitinglerinden sonra bir araya bir türlü gelemeyen sol partilerin
kayıtsız şartsız bir ittifak yapıp seçime birlikte girmeleri,

*mumucu ve ağar'ın sinan aygün önderliğinde başkalarının telkini ile
partilerini ''dp'' çatısı altında birleştirip seçime tek parti girme çabaları,

bu önemli kavşağın akılda kalan manevraları idi..

o süreçte bu gün veli küçüğ'ü tanımadığını söyleyen süleyman demirel ve karadayı
veli küçük'e elindeki bütün olanaklarını kullanması için haberler yolluyorlar
encümen-i daniş tavsiyeleri havada uçuşuyordu,
o tavsieyelere uymayanlardan biri olan afyon vekili ümmet kandoğan
mecliste tehdit ediliyor, buda yetmemiş gibi yurdun başka vilayetlerinden
tehdit telefonları geliyordu..

o sürece katkıda bulunanlar, genelkurmay başkanına ''e muhtıra'' verdirmiş,
siyasi otoriteyi allak bullak etmişlerdi, mumcu ve ağar'ın politik hatalar
yapmasını sağlamış, chp'yi anayasa mahkemesi kapısına ulak yapmışlardı,

dün bir tv'de aykırı soruların muhattabı olan kanadoğlu encümen-i daniş'e
övgüler yağdırıyor ve gerekliliğini anlatıyordu,

cumhurbaşkanlığı seçimi kanadoğlu'nun yönlendirmesi ile mahkemece iptal ettirilmişti,

ve yüzde 47 süreci bu şekilde işlemeye başlamış sonuçta bütün pansuman çözümler
ellerinde patlamıştı o kutsal ittifakın..!

başörtüsü düzenlemesini yine aynı telkin ile aynı partiye iptal ettirmeyi başaran
kanadoğlu'nun klavuzluğu devam ediyor,
encümen-i daniş'in seçtirdiği sezer'in anayasa mahkemesininin burçlarına yerleştirdiği
sağlam adamları önlerine gelen her şeyi iptal edip geri yolluyorlardı,

kapatma davası açılmadan önce perinçek deliller topluyor, yarsap başkanı eminağaoğlu
savcı yalçınkaya'ya ve kanadoğlu arasında mekik dokuyordu,
istikbalde genelgurmay başkanı olacak olan ilker başbuğ encümen-i daniş'in üyesi 3 eski
genelkurmay başkanı olan kıvrıkoğlunun telkin ve tavsiyelerini
kameraları kapatılmış, elektrikleri kesilmiş..! karargahta yüksekmahkemenin asker kökenli
üyesi osman paksüt'e mum ışığına tek tek anlatıyordu,
osman paksüt'ün babası ve dedeside daha önceki kaoslarda hukukçu olarak bil fiil etkin olmuşlardı..

encümen-i daniş üyelerinin aralarında silivriyi ''guantanamo'ya'' çevirdiler cümlesi,
istanbul'dan antalya'ya eski rektör şimdi chp belediye başkan aday'ı olan akaydın'a
destek için aynı uçakta yan yana yolculuk eden ''kanadoğlu ve baykal''ın uçaktan
inişlerinden sonra baykalın dilinden medya mensuplarına söyleniyordu..

iki hafta önce ''yasama, yürütme ve yargının'' köşkte bir araya gelmelerine,
chp'nin hukuk bilmez sözcüleri anayasaya aykırı diye yorumlamış, daha sonra klavuzları kanadoğlu
madde madde haklılıklarını tespit etmişti..

sonuçta...

süleyman demirel'in tanımadığını söylediği veli küçük,
kıvrakoğlu'nun  o adamı tanımıyorum diye kıvırttığı, emrinizdeki komutandım o adam değilim diye
mektup yazan veli küçük, encümen-i daniş, mumcu, ağar, perinçek, demirel, sezer, baykal, kanadoğlu,
eminağaoğlu ve savcı yalçınkaya
vs vs hepsi sizce aynı filmin aktörleri değillermidir, yada şöyle söyleyeyim
isimleri aynı iddianamede yer alsa kim çıtını çıkartabilir..

367'nin mucitleri yüzde 47'nin mimarları değillermidir sizce..?

yüzde 47'den sonra nemi oldu..?

cumhurbaşkanımızın adı ''abdullah'' (arap ismi eşi başörtülü)
başbakanımızın ismi ''recep tayyip'' (arap ismi eşi başörtülü)
anayasamahkemesini başkanının adı ''haşim'' (arap ismi eşi baş örtülü)
yök başkanı ''yusuf ziya'' (arap ismi eşi baş örtülü)
rtük başkanı ''zahit'' (arap ismi eşi baş örtülü)

'''davos'ta arapların yanında aslanyürek bir savunucuları vardı'''

silivride vatansever türkleri savunan bile yok savunmayıda boş verin
tanıyan bile yok..!!

sizce bu işte bir gariplik yokmu, her şey müdahale edilmeyip mecrasında devam ettirilse
bundan daha kötü olurmuydu..?

önce ergenekon'a, tsk'nın içindeki kontrol dışı dinamiklere, aydın doğan'a, encümen-i daniş'e ve
sonunda yahudi lobisine davosta posta koyan kasımpaşalı bu günlere hangi yanlışlar sayesine geldi..?

'''367 olmasaydı yüzde 47 olmazdı, davostaki organizasyon olmasa tayyip erdoğan kahraman olmazdı'''

bütün mantık kuralları alt üst oldu,

''öfke ile kalkan tayyip kar ile oturdu''
''başına davos kuşu kondu'' (rotinda23)